Tümünü Görüntüle

Hepimizin de bildiği gibi terapi de gizlilik en temel ilkelerdendir. Danışanlar terapiye geldiklerinde en mahrem konularını bizlerle paylaşır.Etkili bir terapi sonucu alma yolunda atılan en temel adım terapi ile ilgili nasıl bir sürecin danışanları beklediği, ne gibi bir gizlilik anlamamız olduğu ve bu anlaşmanın hangi durumlarda bozulacağına dair bilgilendirmek olmadır. Bu şekilde danışanlar kendilerini güvende hissedip, daha rahat bir şekilde problemlerini açabilirler. Bu durum çocuk ve ergenler için baktığımızda bir tık daha zor olabilmektedir. Sonuç olarak henüz özerkliğini sağlayamamış bir grup karşımızdadır ve ne gibi bir sürecin onları beklediklerine dair de pek bir fikirleri yoktur. Amerika’da altı bin beş yüz ergenle yapılan bir anket sonucuna göre her 4 kızdan 1’i, her 3 oğlandan 1’i aslında terapiye gitmek istediğini, terapiye götürecek bir konularının olduğunu, ama terapide anlatacaklarının gizli kalacağına, anne babalarının kulağına gitmeyeceğine dair endişeleri olduğundan dolayı terapiye gitmediklerini söylemiş. Aslında bu araştırmada elde edilen bulgularda gizlilik konusunun özellikle küçük yaş grubunda ne kadar önemli bir rolü olduğunu, bir çok gencin sırf bu nedenden terapiye gitmekten kaçındıklarını gösteriyor. Peki gençler ve ergenlerle gizliliğe dair ne gibi sınırlarımız olmalı? Anne babaların terapi sürecine ne oranda dahil olmalı? Anne babalara terapide olan bitene dair ne oranda bilgi verebiliriz? Aslında bu soruların hiçbirinin mutlak doğru diyebileceğimiz bir cevabı yok. Gizlilik her terapistin en katı şekilde uyması gereken ilkedir ve ancak danışanın kendine ve başkalarını zarar verme durumu olduğunda kırılabilir. Bu şekilde bakıldığında çok temel sınırları olan ve kişiyi tereddüte düşürecek bir özellik taşımıyormuş gibi gözüken sınırlar aslında vakalarda terapistleri sıklıkla ikileme düşürmektedir. Hele ki ergenlerin risk alma eğilimlerini ve ‘risk’ dediğimiz şeyin vakalarda sübjektif nitelikler taşıyabileceğini düşündüğümüz de ergen ve çocuklarla çalışan terapistlerinbu konuda etik ikileme maruz kalmaları kaçınılmazdır.15 yaşında bir kız cinsel olarak aktif olduğunu, halime olduğuna dair şüphelerinin olduğunu ve bu durumdan annesinin haberinin olmasını istemediğini söylerse ne yapmalıyız? 16 yaşında bir oğlan madde bağımlılığı geliştirdiğine dair şüphelerinin olduğunu ve terapistin yardımıyla bu durumu tamamen ortadan kaldırmak istediğini babasının öfke problemi olan biri olmasından dolayı öğrenmesini istemediğini söylerse nasıl bir yol izlememiz gerekir? Dengede tutulması zor olan bir diğer önemli nokta, neler olup bittiğine dair büyük merakları olan anne baba ile bilgi paylaşımıdır. Bir yandan çocuğunun neler yaşadığına dair bilgi alma ihtiyacı duyan anne baba, bir diğer yandan da konuşulanlardan anne babasının haberi olmasını istemeyen danışanlar...bu ikisini dengede tutmak bazı vakalar için terapistleri zorlayabilir. Bu tarz ikilemlerde fayda zarar ilişkisini gözetmek ve bu konuda danışanla beraber istişare etmek faydalı olacaktır. Yapılan bir çalışmaya göre çoğu psikolog davranıştaki sıklık, şiddet ve süreç ne kadar artarsa gizliliğin kırılmasının o kadar uygun olacağını desteklemişlerdir(Sullivan, Ramirez, Rae, Razo & George, 2002). Gene ayni çalışma sonucu rapor edilmesi gereken davranışlarla ilgili ise en önemliden başlayacak olursak intihara dair düşünceler, madde kullanımı,  cinsel davranışlar ve git gide azalan bir önemle alkol kullanımı ve sigara tüketimi olarak sıralamışlardır(Sullivan, Ramirez, Rae, Razo & George, 2002). Gizliliğe dair ilk yapılması gereken şey aslında terapi sürecinin en başında danışanı ve ailesini bilgilendirmek olmalıdır. Böylece kimsenin aklında soru işareti kalmaz ve gizliliğin kırılması gerektiği durumlarda danışan daha az hayal kırıklığına uğrar. Bu ilkeye dair bilgilendirme şu şekilde olabilir:

‘Burada konuştuklarımız yalnızca senin ve benim aramda kalacak, ama bu gizliliğin kırılması gereken durumlar olabilir, bu durumlar senin kendine veya bir başkasına zarar verme durumunda bu gizlilik kırılacaktır. Ama bu durumdan da gene ilk senin haberin olacak.’

            Gizliliğin kırılması ister istemez ilişkiyi zedeleyebilecek bir şeydir. Ama bu zararı en aza indirmek adına izlenebilecek iki farklı yol vardır, ya terapist danışanın varlığında gizliliği kırar ya da danışan gene terapistin varlığında gizliliği kırar. Yani aslında böylece danışan kendini daha az aldatılmış hisseder. Bunların yanı sıra gizliliğin neden kırıldığına dair rasyonalizasyonlarımızı danışana sunmak ve gizliliğin kırılmasından doğacak sonuçlara önceden hazırlamak ilişki adına da faydalı olacaktır.

            Gizliliğin kırılması kaçınılmaz bir şekilde terapi sürecini aksatır, ama iyi bir terapist şunu hiç bir zaman unutmamalıdır ki en büyük öncelik danışanın ve çevresindekilerin güvenliğidir!

Uzman Klinik Psikolog Ayşe Aydınoğlu


Yazılar


Hamilelikte Depresyon geri
Klinik Psikolog Kimdir? Klinik Psikoloji Nedir? ileri
Mail Grubuna Üyelik

Çadem Psikoloji

Kısayollar

Sosyal Medya

Kısayollar

Sosyal Medya